İlk kez temettü gelirim yattığında çok heyecanlanmıştım; ama ertesi gün gelen soru şuydu: “Bunun vergisi ne olacak?” İnternette “menkul sermaye iradı nedir” diye aradığımda, birbirini kopyalamış, yarım yamalak bilgilerle karşılaştım ve ilk beyanname denemem tam bir fiyasko olmuştu. Beyan sınırını yanlış anlayıp gereksiz yere beyan verip ceza yemekten son anda, tecrübeli bir mali müşavirin uyarısıyla kurtuldum.
menkul sermaye iradı nedir Nedir ve Neden Cebindeki Net Getiriyi Değiştirir?
Kuru tanımla başlayalım ama orada kalmayalım: Menkul sermaye iradı, sermayeni (para, hisse, tahvil vb.) bir yere koyup, emek harcamadan elde ettiğin gelirlerin vergi hukukundaki adıdır. Faiz, temettü, repo geliri, tahvil kuponu, kar payı gibi aklına gelen pek çok yatırım getirisi bu kavrama girer.
İşte önemli olan nokta şu: Brüt getiriyi değil, eline geçen net parayı belirleyen şey, bu gelirlerin nasıl vergilendirildiğidir. Yani aynı yıl içinde 150.000 TL mevduat faizi kazanan biriyle, 150.000 TL temettü geliri elde eden birinin vergi yükü tamamen farklı olabilir. Bu da gerçek getirini, hatta hangi yatırım aracının senin için daha mantıklı olduğunu doğrudan etkiler.
2025 Gelir İdaresi Başkanlığı verilerine göre menkul sermaye iratları, toplam gelir vergisi tahsilatının giderek artan bir kısmını oluşturuyor; özellikle de artan mevduat faiz oranları ve borsa yatırımcı sayısındaki patlama sonrası, bireysel yatırımcıların en çok hata yaptığı alan, menkul sermaye iradı beyanı haline gelmiş durumda.
Faiz ve Temettü Gelirleri – Net Getiriyi Belirleyen 5 Kritik İpucu
Faiz ve temettü gelirleri menkul sermaye iradının kalbi sayılır; çünkü Türkiye’de küçük yatırımcıların en yaygın iki geliri bunlar. Fakat aynı sepette duruyor gibi görünseler de vergi tarafında bambaşka kurallara tabi olabiliyorlar.
- 1. Brüt–net ayrımını asla karıştırma: Bankadan “elime 100.000 TL faiz geçti” diyorsan, bunun içinde stopaj kesilmiş net tutarı konuşuyorsun. Vergi hesaplarında ise çoğu zaman brüt tutar (yani kesinti öncesi rakam) önemlidir. Peki ya bankadan aldığın dekontta sadece net yazıyorsa? O zaman stopaj oranına göre geriye doğru hesap yapman gerekir.
- 2. Geçici 67 kapsamını bilmeden adım atma: Mevduat faizi, repo, bazı tahvil gelirleri gibi birçok gelir türünde banka/kurum kaynakta stopaj keser ve çoğu durumda yıllık beyan gerekmez. Ama asıl sürpriz, bazı özel durumlarda (yurtdışı hesaplar, belirli tür tahviller, istisna sınırını aşan kar payları) beyan zorunluluğunun tekrar devreye girmesidir.
- 3. Temettüde %50 istisnanın mantığını kavra: Türkiye’de tam mükellef bir anonim şirketten aldığın temettünün sadece %50’si gelir vergisine tabi matraha girer. Pek çok yatırımcı “temettünün yarısı vergiden muaf” deyip gerisini önemsemiyor. Oysa diğer gelirlerinle birlikte beyan sınırını aşıp aşmadığın sonucu tamamen değiştirebilir.
- 4. Yurtdışı faiz ve temettüleri “görünmez” sanma: Londra’daki bir aracı kurum hesabında tuttuğun hisse senetlerinden aldığın temettü veya ABD tahvillerinden aldığın faiz, Türkiye’den gizli kalıyor diye vergiden muaf olmaz. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları devreye girebilir, ama beyan yükümlülüğü ayrı bir başlık olarak karşına çıkar.
- 5. Stopajı nihai vergi mi, avans mı ayırt et: Bazı gelirlerde banka tarafından kesilen stopaj nihai vergidir, defter kapanır. Ama bazı gelir türlerinde bu stopaj, daha sonra vereceğin yıllık beyannamede mahsup edeceğin bir avans niteliğindedir. İşte püf nokta burada; ikisini karıştırırsan ya gereksiz vergi ödersin ya da eksik ödeyip ceza riskine girersin.
Kendi yatırım hayatımda ilk büyük hata, temettü gelirleriydi. 2020’de Borsa İstanbul’da temettü odaklı portföy kurmuştum. “Zaten şirket stopaj kesiyor, benim ekstra bir şey yapmama gerek yok” diye düşündüm. Yıllık beyan sınırını aştığımı ise bir yıl sonra, mali müşavir bir arkadaşım hesaplarıma baktığında fark ettim. Beyan vermem gerektiğini öğrenince açıkçası hem şaşırdım hem de biraz hayal kırıklığı yaşadım; çünkü tüm stratejimi net getiri üzerinden değil, sadece brüt temettü rakamları üzerinden kurmuştum.
Asıl ilginç olan, çoğu yatırımcının “Banka zaten her şeyi hallediyor, benden çıktı” diye düşünmesi. Peki ya yurtdışı broker hesabında tuttuğun hisse senetleri? Ya da farklı kaynaklardan gelen faiz ve temettü gelirlerinin toplamı sen fark etmeden beyan sınırını aştıysa? İşte gerçek şu ki, mevzuatı kabaca bilmeden “nasıl olsa kesinti yapılıyor” rahatlığıyla hareket etmek, orta–uzun vadede oldukça pahalı bir rahatlık olabilir.
Diğer Menkul Sermaye İratları – Farklı Yaklaşımlar ve Gizli Riskler
Menkul sermaye iradı deyince herkesin aklına faiz ve temettü geliyor, ama tablo bundan çok daha geniş: Tahvil kupon gelirleri, kar-zarar ortaklığı belgeleri, katılım hesabı kâr payları, yatırım fonu katılma payı gelirleri, hatta bazı kira sertifikaları da bu kapsama giriyor. Şimdi bunlara iki farklı açıdan bakalım.
Vergi Rejimini Belirleyen Anahtar: Kaynaktan Kesinti mi, Yıllık Beyan mı?
Ben pratikte menkul sermaye iratlarını, yatırımcının davranışını etkileyen şu soruyla sınıflandırıyorum: “Bu gelir kaynağında vergi işini sen mi takip edeceksin, yoksa kurum mu?” Eğer banka veya aracı kurum kaynaktan kesinti yapıyor ve bu kesinti nihai vergi sayılıyorsa, günlük hayatında ekstra bir iş yükün pek yok. Örneğin, Türkiye’de yerleşik bir bankadaki TL mevduatından elde ettiğin faiz, çoğunlukla bu kapsamdadır; banka stopajı yapar, senin yıllık beyan vermen gerekmez (istisnai durumlar hariç).
Peki ne zaman işler değişiyor? Mesela yurtdışı tahvillerden elde ettiğin kupon gelirlerinde, yabancı kurum kendi ülkesinin stopajını keser. Sonra Türkiye’de bu geliri beyan edip, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına göre yabancı ülkede ödediğin vergiyi mahsup etmen gerekebilir. Ben bu süreci kendi portföyümde ilk denediğimde, doküman toplamaktan, tarih ve kur bilgilerini netleştirmeye kadar beklediğimden çok daha meşakkatli bir süreçle karşılaştım.
Yatırım Fonları, Kira Sertifikaları ve Katılım Hesapları: “Faiz Değil” Deyip Geçebilir misin?
Şimdi farklı bir soru soralım: “Faiz” kelimesi geçmediği için vergi yükü hafifler mi? Katılım hesapları ve kira sertifikaları gibi faizsiz finans ürünlerinde çoğu zaman “kâr payı” ifadesi kullanılıyor. Kulağa farklı gelse de gelir vergisi açısından büyük ölçüde menkul sermaye iradı olarak değerlendirilirler. Dolayısıyla kaynaktan kesilen stopaj, oranları ve beyan gerekliliği açısından, klasik faiz gelirlerine benzer bir mantıkla hareket ettiklerini görürsün.
Örneğin, İstanbul’da danışmanlık verdiğim bir yatırımcı, “Ben faiz almıyorum, sadece katılım hesabı kâr payı alıyorum, o yüzden vergiyle fazla işim yok” diyordu. Hesap dökümlerine birlikte baktığımızda, yıllık kâr payı tutarının, o yıl için belirlenen istisna sınırına tehlikeli derecede yaklaştığını gördük. Küçük bir ek gelir daha gelse beyan zorunluluğu doğacaktı. Bu noktada gelirleri yıl içine yayarak ve bazı ürün tercihlerinde değişiklik yaparak, gereksiz bir beyan ve ek vergi yükünden uzak durmayı başardık.
💡 Uzmanların Bildiği Ama Kimsenin Söylemediği Sır – Stopaj Oranına Değil, Efektif Vergi Yüküne Bak
Yıllarca yatırım ürünlerini değerlendirirken sadece görünen stopaj oranlarına takıldım. “Bu fonda stopaj %0, diğerinde %10, o zaman %0 olan kesin daha avantajlı” diye düşündüğüm çok oldu. Ta ki, farklı gelir türlerinin yıl sonunda beyannameye nasıl yansıdığını, diğer gelirlerle nasıl birleştiğini ve vergi dilimini nasıl yukarı taşıyabildiğini, gerçek senaryolarla oturup hesaplayana kadar.
Örneğin, yüksek maaş gelirin varsa ve yıl sonunda zaten üst vergi dilimine yaklaşıyorsan, üzerine eklenen beyana tabi bir temettü veya tahvil geliri, sadece kendi stopaj oranıyla değil, seni bir üst dilime taşıma etkisiyle de değerlendirilmeli. Ben bunu ilk kez detaylı bir tabloyla gördüğümde oldukça şaşırdım; çünkü “daha avantajlı” sandığım bir ürün, toplam vergi yükü dikkate alındığında aslında daha pahalı çıkıyordu. İşte bu basit bakış açısı değişikliği – stopaj oranına değil, efektif vergi yüküne bakmak – çoğu yatırımcının yıllar içinde farkında bile olmadan ödediği on binlerce liralık fazladan verginin önüne geçebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
menkul sermaye iradı tam olarak neyi kapsar?
Kısaca, para ve para yerine geçen sermaye unsurlarından elde edilen gelirleri kapsar: Mevduat faizi, repo geliri, tahvil–bono kupon ödemeleri, temettü (kar payı), yatırım fonu gelirleri, katılım hesabı kâr payları, bazı kira sertifikası getirileri gibi. Ben yatırım portföylerini incelerken, genellikle bu başlıkları tek tek ayırıp hangi gelir türünün hangi vergi rejimine tabi olduğunu tabloya döküyorum; böylece yatırımcının kafasındaki “hepsi faiz/temettü işte” bulanıklığı netleşiyor.
Her menkul sermaye iradı için yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda mıyım?
Bunu merak etmen doğal çünkü bankalar genelde “vergiyi kestik” diyerek işi bitirmiş gibi görünür. Oysa gerçek şu: Birçok menkul sermaye iradında banka/kurum tarafından yapılan stopaj nihai vergidir ve ayrıca beyan gerekmezken, özellikle temettü, yurtdışı faiz–temettü ve bazı istisna sınırını aşan gelirlerde yıllık beyan zorunluluğu doğabilir. Benim yaklaşımım, her yıl sonu tüm gelirleri tek listede toplayıp, güncel beyan sınırlarıyla karşılaştırmak; böylece “acaba beyan vermeli miyim?” sorusunu rastgele yorumlarla değil, somut rakamlarla cevaplıyorum.
Temettü (kar payı) gelirlerinde %50 istisna nasıl uygulanıyor?
Türkiye’de tam mükellef bir anonim şirketten aldığın temettünün sadece yarısı, gelir vergisi matrahına dahil ediliyor. Örneğin, 100.000 TL brüt temettü aldın; bunun 50.000 TL’si istisna, kalan 50.000 TL diğer gelirlerinle toplanıp beyan sınırını aşıp aşmadığına bakılıyor. Öğrencilerime ve danışanlarıma hep şunu söylüyorum: “%50 istisna, hiçbir zaman ‘tamamen vergiden muaf’ anlamına gelmez; sadece vergiye giren kısmı azaltır.” Ayrıca şirket tarafından kaynakta kesilen stopaj, beyanname verildiğinde mahsup edilerek çifte vergilendirmenin önüne geçilir.
Yurtdışı faiz ve temettü gelirlerini Türkiye’de beyan etmezsem ne olur?
Teknik olarak, Türkiye’de tam mükellef isen dünya çapındaki gelirlerin üzerinden vergi mükellefiyetin var; yani yurtdışı faiz ve temettüleri de beyan etmen gerekir. Kısa vadede “kim bilecek?” diye düşünülebilir, ama finansal verilerin uluslararası paylaşımı her yıl artıyor. Ben pratikte, yurtdışı gelirler için önceden planlama yapılmasını, mümkünse çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının avantajlarından yararlanılmasını ve uzun vadeli uyum stratejisi kurulmasını öneriyorum; zira geriye dönük bir inceleme durumunda, gecikme faizi ve cezalar, kazanılan getirinin önemli bir kısmını silebiliyor.
Menkul sermaye iradı gelirleri yatırım stratejimi nasıl etkilemeli?
Çoğu yatırımcı getiriyi sadece nominal oranlar üzerinden hesaplıyor: “Bu tahvil %25 veriyor, bu mevduat %30 veriyor” gibi. Oysa vergi sonrası net getiri ve nakit akışının zamanı, gerçek farkı yaratıyor. İstanbul’da beraber çalıştığım birçok yatırımcıda gördüğüm yaygın hata, vergi etkisini hiç hesaba katmamak; özellikle yüksek gelir diliminde olanlar için bu, stratejinin yarısını eksik kurgulamak demek. Ben her ürün için “stopaj + olası beyan + seni taşıdığı vergi dilimi” üçlemesini tablolaştırıp, ürünleri aynı düzleme indirerek karşılaştırmayı, yani vergi sonrası efektif getiriyi merkeze koymayı tavsiye ediyorum.
İlk Adımı Atmaya Hazır Mısın?
Menkul sermaye iradı nedir sorusunun cevabını kabaca bilmek yetmiyor; hangi gelir türünün nasıl vergilendiğini, hangisinin beyan isteyip hangisinin istemediğini, hangi durumda stopajın nihai vergi, hangi durumda sadece bir avans olduğunu netleştirmeden sağlıklı yatırım kararı vermek zor. Bugün küçük bir adım at: Son 12 ayda aldığın tüm faiz, temettü, fon ve benzeri gelirleri tek bir listeye çıkar, mümkünse brüt tutarları not et. Sonra güncel beyan sınırları ve stopaj oranlarıyla karşılaştır; göreceksin ki, sadece bu egzersiz bile bakış açını değiştiriyor. menkul sermaye iradı nedir konusunda ilk adımı bugün at; takıldığın noktaları ve deneyimlerini yorumlarda paylaşırsan, somut rakamlar üzerinden birlikte değerlendirebiliriz.
